Dünyayı bir ağ gibi saran ilaç şirketleri kârlarını daha fazla arttırmak için yoksul ülkelere virüs salgılayarak “havadan, bazen hayvanlar ile” virüsün insanlar üzerindeki tesirlerini incelerler; hastalık salgın haline getirildiğinde hastalığın ilacını yeni bulmuşçasına basını manipüle ederler. Para ve reklam ile destek verdikleri yazılı ve görsel basın son dakika haberleri ile x firma hastalığı teşhis edip ilacını imal edebilmek için milyonlarca dolar yatırım yapıp aylarca uğraştı gibilerinden haberler gündemde yerini alır.
Ardından aniden hastalığın ilacı bulunur. Tabii tatbikat sahası olarak kullandıkları ülkede hemen insan hakları ve Kızılhaç gibi halkın kulağına hoş gelecek dernekleri yollayıp önce bedava aşı kampanyası düzenlerler.
Kullanılan, salgın hastalık sonucu ölülerini gömecek yer bulmayan yoksul ülkenin masum insanları hastalık sonucu ölümleri kader diye niteleyerek şanslarına boyun eğerler.
Sonrasını hepimiz biliyoruz. İlaç şirketleri aralarında yaptıkları paylaşımla milyarlarca dolarları kasalarına istiflerler.
Gelsin paralar, ölsün insanlar
Sars virüsünün laboratuar virüsü olduğu anlaşılınca Çin yabancı ilaç firmalarını ülkeden atmakla tehdit etmişti. Hemen sonrasında virüsün hapı ortaya çıktı; bugün kedilerden bulaştığı iddia edilen virüse ne oldu?
Bizim organizasyon gücümüz yok, ancak bir yakınımın özel nedenlerinden ötürü son aylarda İstanbul ve Ankara’da girmediğim hastane kalmadı diyebilirim. Abartmıyorum sağlık ocaklarından devlet hastanelerine kadar tümünde sabahın köründe onlarca insan tüm branşlarda sıraya girmiş fiş almak için üzgün yorgun ve isyankâr yüz ifadesiyle sıra beklemektedirler.
Özel hastanelere bakınız benzer durum söz konusu. Sağlık Bakanlığına yazı yazdım bir günde sadece İstanbul’da kaç kişi muayene oluyor diye cevap alamadım.
GDO canavarları.
Tarım Bakanımız sağ olsun yakın gelecekte ülkeyi GDO alanı yapacak. Lobilerin baskısına boyun eğen bakanlık GDO ile ilgili sorular karşısında yuvarlak, tam anlaşılmayan cümlelerle soruları geçiştiriyor.
Televizyonlardaki tartışma programlarında GDO ürünleri savunan bir Prof’a siz genetiği değiştirilmiş sebze, meyve yer misiniz sorusuna hayır cevabı verip savunmasını nasıl yorumlarsınız size bırakıyorum.
Ülkemiz doğal ilaç cenneti. Dünyanın hiçbir yerinde yetişmeyen sayısız türde bitkiler ülkemizde yetişmekte. Yabancıların bitki ve böcek hırsızlığının önüne geçilemiyor.
Bu manada doğal ürünler imalatı sevindirici bir oranda gelişme gösterdi. Halkımızın büyük kısmında GDO karşısında ortak bilinç oluşuyor. Organik adı verilen ürünler satan mağazalarda dikkat çekecek artı gözlemlenmekte.
Sevindirici gelişme bu konuda Ahmet Maranki gibi uzmanlaşmış şahsiyetler var. Kendisinin İstanbul Fatih ilçesindeki “Kozmik Yaşam Merkezini” arkadaşım sayesinde ziyaret ettim. İnanınız adını yazmayacağım Türkiye’de bazı ilaç fabrikalarının sahipleri orada doğal tedavi için randevu almışlar, hatta bir tanesi ile konuştuk, verdiği cevap çok ilgi çekiciydi. Zaten biz ilaçları uzaydan getirtmiyoruz, burada gördüğünüz ürünler ile imal ediyoruz demesin mi.
Yine lobi ve ilaç firmalarının iş takipçileri devreye girip doğal ürünleri adeta sahte ilaç muamelesi kapsamına aldırarak imalini zorlaştırmışlar.
Tarım Bakanlığı GDO’lu ürünlerin ithaline izin vermek yerine bu tür doğal yaşam ürünlerinin satıldığı iş yerlerini desteklemeli diye düşünmekteyiz. Gelişmiş ülkelerde marketlere özel yasa çıkartıp alternatif tıp ürünlerine ait stant açma zorunluluğu getirilirken, maalesef ki Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde organik ürünler ve alternatif tıp ürünleri lobiler ve ilaç şirketlerinin insafına terk edilmiştir.
Nazmi ÇELENK
Yeniçağ Gazetesi