"Demokrasi en az kötü olan idaredir" sözü Churchill'e atfedilir. Yirminci yüzyılın en büyük devlet adamlarından biri olarak gösterilen Churchill değil, kim söylerse söylesin, bu söz gerçeği ifade etmiyor. Şartları mevcut değilse, bazen demokrasi en kötü idaredir.
Rejimleri putlaştırmak son derece yanlıştır. Eğer bir rejim her bakımdan mutlak üstün olsaydı, dünyanın her yerinde, bütün dönemlerde o rejim tatbik edilirdi. Şunu da unutmamak lazım ki, hangi rejim olursa olsun, bir ülkede halkın kültür seviyesi düşükse, aydınında milli şuur, sorumluluk duygusu, hak kavramı yerleşmemişse, orada devlet hamam tasına döner; bir kirlinin elinden diğer kirlinin eline geçer.
Her rejim gibi demokrasi de bazı şartları gerektirir. İlk önce rejimi yürütenler, yani diplomalı zümre, demokrasiye inanmalıdır. 'Partim seçilirse' zihniyeti aydın kategorisine girenlere musallat olmuşsa, o ülkede diktatörlüğe gizli bir heves yatmaktadır. Maalesef uzun zamandan beri emekleyen demokrasimizi kesintiye uğratan bu hevestir. Yakın tarihimize göz atarsak, seçimi kaybedenlerin, demokratik rejimi zedeleyip zedelemeyeceğine bakmaksızın her türlü tahriki mubah saydıklarını görürüz. Sivil ayak bulamayan askerlerin darbe yapmaları hemen hemen mümkün değildir; ne yazık ki bizde zaman zaman darbeciler sivillerden yeterince destek bulmuşlardır.
Halkın değerleriyle diplomalıların değerleri uyuşmazlık halinde ise, demokratik rejim sağlam bir zemine oturamaz. Batı'da devleti değişik zümreler yönetmişti; aristokratlar, teokratlar, büyük toprak sahipleri, askerler. Günümüzde ise aydınlar yönetimi ellerinde bulundurmaktadırlar. Klod Farrer'in 'Türklerin Manevi Gücü' adlı kitabında belirttiği üzere klasik aydınımız Paris doğumlu bir Fransız'dan ülkemize daha yabancıdır. Halbuki demokrasi, millet hakimiyetine dayanır. Milletine yabancı olan bir zümre onun hakimiyetini nasıl temsil edecektir?
Demokrasi, asgari müşterekleri bulunan bir toplumun rejimidir. Bütün tahriplere rağmen, Allah'a şükür, halkımızda asgari müşterek vardır. Fakat gerek siyasi, gerekse bürokratik kadroları oluşturan diplomalılarımızın asgari müşterekleri var mıdır? Rejimin kalbi olan Meclis'e kulak verince, asgari müştereklerin temeli olan din, vatan, millet konularında mutabakat olduğunu duyabiliyor muyuz?
Bize demokrasi halk hareketiyle değil, dünyanın şartlarından dolayı tepeden geldi. Öncülerinin pek çoğu da gençliklerini komitecilikle geçirmişlerdi. İnsan istese bile gömlek değiştirir gibi zihniyetini değiştiremeyeceğinden bu vasıfları devam etti; telakkilerinin sonraki nesillere intikali de demokrasimiz için ciddi talihsizlik oldu.
Demokrasinin bir şartı da, hür ve dürüst basındır. Doğru haberlerle milletin sağlıklı düşünmesine yardımcı olmalıdır. Yalan haberlerle kamuoyu etkilenir, cemiyet kargaşalığa sürüklenirse, demokrasi anarşiye dönüşür. Her anarşi demir yumruklu bir kurtarıcıya davetiye çıkarmaktadır. Bunun örneklerine son dönem tarihimizde çok sık tanık olduk. Ayrıca basınımız, hiçbir zaman samimi olmamış, devamlı çifte standart kullanarak milletin güvenini yitirmiştir. Mesela hürriyet havarisi kesilen basınımız, askerî darbeleri 'Selam sana generalim' sloganlarıyla karşılamışlardır.
Muhalefetteki partilerimiz rejimin sağlıklı yürümesinden genellikle kendilerini sorumlu saymazlar. Oy koparmak, iktidarı yıpratmak için tedavisi mümkün olmayan tahriklere başvururlar. Ülkemizin menfaatini korumakla da sadece iktidarın sorumlu olduğunu sanırlar. Halbuki sağlıklı bir demokratik rejimde muhalefetin de iktidar kadar kendisini sistemin eksiksiz yürümesinden sorumlu saymaları gerekir.
Demokrasi ile insan haklarını, hukukun üstünlüğünü bir görmek mümkün değildir. Bir ülkede vatandaşın oylarıyla yönetim değişmeyebilir; ama orada insana verilen değer hakim olan zihniyet ve dünya görüşünden dolayı bu insani kavramlar yürürlükte bulunabilirler. Demokrasi, bunlara kontrol mekanizması getirir; bir anlamda emniyet supabıdır. Bunlara riayet etmeyen yönetimi vatandaş hür iradesiyle, kansız bir şekilde yönetimden uzaklaştırır. Ama bu ulvi müesseseleri yok etmek için demokrasi bir buldozere de dönüştürülebilir; bu bir niyet ve zihniyet meselesidir.
Mehmet Niyazi - Zaman